
Yazıya öncelikle, sıkı bir Dallas Mavericks taraftarı olduğumu belirtmekle başlamalıyım. Ama Sezar'ın hakkı Sezar'a görüşünü savunanlardanım. Hiçbir şekilde takımımı haksız yere savunmam.
2006 yılındaki Nba Finalinden geriye kalan dört isim fotoğraftakiler. O sezon ve bir sonraki sezon. Dallas Mavericks franchise'ının doruk noktası. Birisinde Nba Finali, diğerinde franchise tarihinin en çok galibiyet alınan sezonu. 2006 Nba Finallerinin benim içimde açtığı yara o kadar büyüktür ki hala o sezondan bahsedilince üzülürüm. Finalleri kaybetmemizin üç nedeni vardı. Hakemler, Avery Johnson, Dwyane Wade. Ama en büyük suç bence Avery Johnson'daydı. Nowitzki'ye bile hücumda hiçbir serbestlik tanımazdı kendisi. Belli kalıplar içerisinde oynatırdı herkesi. Evet, Dallas'ın Finallere kadar gelmesinde, sezonu lider olarak kapatmasındaki katkısı yadsınamaz. Don Nelson dönemindeyken, 2005 yılındaki Phoenix gibi asla savunma yapmayan bir takımı alıp, savunma yapan ve aynı zamanda sayı da atabilen çok iyi bir takım haline getirdi. Bu gerçekten önemli bir şey. Çünkü efsane Phoenix takımında da görüldüğü gibi, eğer playoff zamanı geldiğinde savunma yapılmıyorsa, run run run taktiği ile oynayan takımlar bir yerde çakılıyorlar. Phoenix'in de sadece Batı Finaline kadar çıkabilmiş olması da bunun en açık örneği. Keza, Detroit'in, Boston'un savunma istatistiklerini altüst ettikleri sezonlarda şampiyon olmaları da var. Aslında en güzel örnek, hiçbir zaman muhteşem bir hücum takımı olmayan San Antonio Spurs'ün son on yıla hükmetmesi. Avery Johnson döneminde bu takım savunma yapmayı öğrendi. Nowitzki'nin de yaşı müsaitti buna, Josh Howard da iyice sapıtmamıştı o dönemler. Bilindiği gibi All-Star bile seçilmişti. Ama sonrasında hala düzelemedi malesef kendisi.
2006/2007 Sezonunun ilk Slam dergisinde, Dallas hakkında yazılan cümleyi dün gibi hatırlarım:
'' Bu sezon tekrar oraya gidip, paranın geri getiremeyeceği şeyi alacaklar... Zamanı... ''
Ümitlendirmişti bu beni. Evet Final serisinde 2-0 öne geçip, 4-2 seriyi vermek çok büyük bir yıkımdı. Araştırmadım ama sanıyorum ki tektir Nba tarihinde böyle bir şey. Josh Howard çok formdaydı. All-Star bile olmuştu. Nowitzki tek kelimeyle inanılmaz oynuyordu. Öyle ki sezon sonu geldiğinde MVP seçilen ilk Avrupalı basketbolcu olmuştu. Ama sezon içerisinde Golden State Warriors ile oynanan maçlar hep sıkıntılı geçmişti. Warriors'un aynı takımın ismi gibi savaşçı oyuncuları Dallas'ın efendi oyuncularına sorun çıkarıyorlardı. Ki korktuğum başıma gelmişti. 68-15 ile kapatılan sezondan sonra, lig lideri olarak girilen playofflarda ilk turda Golden State ile eşleşilmişti. Ve evet, seri bittiğinde Golden State 4 galibiyete karşılık 2 yenilgi almıştı ve turu geçmişti. Playoff serileri 7 maçlık sisteme geçtiğinden beri ilk defa Konferans lideri takım, 8. olup playoff'a giren bir takıma eleniyordu. Bu iki olayın faturası doğal olarak Avery Johnson'a kesiliyordu. İşin garip tarafı da şu, Don Nelson, o seride Dallas'ı eledikten sonra hiçbir mantıklı hamle yapmadı bugüne kadar. Sanki tek amacı Dallas'ı elemekmiş gibi geldi şimdi böyle yazınca.
O günden bugüne de Dallas'ın en tepeyi zorlayacak nefesi kalmadı açıkçası. Nowitzki'nin bir daha o sezonki gibi oynayamayacağı çok net. Çünkü her ne kadar üstün Alman teknolojisi olarak adlandırılsa da, o da kanlı canlı bir insan. 2008 Playofflarından bahsetmeyi istemiyorum. Josh Howard'ın yaptığı saçmalıklar yüzünden heba olmuştu. Çok uzun yıllar sonra ilk defa 8.sırada playoffa girmişti Dallas. Josh Howard da, New Orleans ile oynanacak olan tamam mı devam mı maçından hemen önce, bir radyo programında, yaz başında Marijuana kullandığını itiraf etmişti. Her şey büyük bir kaosun içindeydi yani. Ki o seriyi de 4-1 kaybetmişti. Zaten New Orleans o sezon Batıyı ikinci sırada tamamlamıştı. Pek de bir umut yoktu yani açıkçası.
Ama o sezon yapılan önemli bir hamle vardı. Jason Kidd takıma katılmıştı. Karşılığında Devin Harris ve yanında bir iki oyuncu daha gönderilmişti Nets'e. Ama önemli olan burada Devin Harris'ti. Takımdaki en iyi deliciydi kendisi ve çok gençti. Nowitzki ile beraber üç dört yıl daha bu takımın zirveye oynamasını sağlayabilecek oyunculardandı.(Her anlamda sağlam bir Josh Howard'ı da katıyorum bu listeye tabi ki.) Ancak Mark Cuban, yine kısa vadeli bir plan yaparak bunları düşünmeden takımdan Harris'i yolladı. Kidd'in gelmesi evet takımı bir kademe rahatlattı belki, ama üst seviyelere oynamasını da bir kademe azalttı. Çünkü Kidd'in oyun zekası her ne kadar hala zirvedeyse, ayakları da bir o kadar deniz seviyesindeydi. Özellikle o sezonki New Orleans serisinde Chris Paul karşısında düştüğü durum bunu açıkça gözler önüne sermekteydi.
Geçtiğimiz sezona geldiğimizde ise Jason Terry'nin akıl almaz oyunu ve kenardan gelip inanılmaz bir katkı yapan Brandon Bass'i görüyorum. Terry'nin yaptıkları gerçekten olağanüstü. Kariyerindeki en önemli ödülü kazandı hatta. Bu büyük bir başarı. Playofflarda da elle tutulur bir başarı yoktu ama yine. Bir tek, ahı gitmiş vahı kalmış San Antonio Spurs'ü 4-1 ile rahat geçmek var o kadar. İkinci turda ise Denver karşısında hiçbir varlık gösterememişti takım.
Bu sezona girilirken ise güzel bir transfer yapıldı Shawn Marion takıma geldi. Nba Live serilerinde olsaydık eğer Dallas ligin en tepesine oynayabilecek üç dört takımından biri olarak gösterilebilirdi. Ama işin aslı öyle değil malesef. Shawn Marion'un kariyeri boyunca yaşadığı en parlak dönemlerin sadece Steve Nash önderliğinde olduğunu unutmamak lazım. Ha Kidd var belki şu an takımda ancak Kidd'in 2002-2003 yıllarındaki gibi olmadığı apaçık ortada. Nowitzki bir yıl daha yaşlandı ve hala-malesef-Dampier'ın yerine bir uzun getirilemedi. Marcin Gortat'ı eğer alabilselerdi gerçekten bir kademe yukarı çıkmış olacaktı takım ancak olmayınca olmuyor. Tek ümit, bu sezon Dampier'ın kontrat sezonu. Belki sırf para için tekrar basketbol oynama kararı verir. Ama bu da pek olası değil malesef.
Toparlarsam, Dallas bu sezon da playoffa girecektir. Güneybatı grubunu da lider tamamlarsa kimse için sürpriz olmaz. Ancak Batı Finali gibi bir hedef de ütopik olur...
0 yorum